Yusuf Misali
24/12/2009
(Y)orgunluk işlemeyen bir beden sizinkisi
(U)zaklar yakındır bu sevda dolu yüreğe
(S)sözlerin kranlıkları nura çeviren hayat iksiri
(U)umut sende ,nur sende ,sevgi sende
(F)arklı sende hayatın bütün bir tafsiri
(M)esafeler ayırsa da sevgi dolu yürekleri
(İ)lahi huzurda buluşmak su serper hicranlı gönüllere
(S)eher vakti paklığıın nacizane işareti
(A)llahın izniyle ulaşacağız kardeşlik emellerine
(L)aleler açsın ruhumuzda bahar misali
(İ)slamidavada ulaşıldı ,kardeşliğin temellerine
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
...YUSUF OLMAK ZOR ÇOK ZOR...
24/12/2009
Yusuf olmak zor çok zor...
Yusuf’san önce sevmekle başlayacaksın çileye...
Öyle bir seveceksin ki; şüphe olmayacak içinde.
Öyle saf, öyle temiz olacak işte.
En yakınların kesecek başını...
En yakınların itecek seni karanlıklara...
En yakınların yakacak her zerreni.
Ve sen güzel görecek, güzel bakacaksın her şeye...
Dedim ya; Yusuf olmak zor çok zor
Bu dünya perdesinde Yusuf olmayı seçtiysen, önce dar kapılardan geçeceksin...
Dört duvara dokunacaksın, her köşe başında bir kuyu olacak sen girecek - sen çıkacaksın.
Her çıkış bir başlangıç, her düşüş bir devrin bitişi olacak.
Ve O’ndan başka kimseyi imdada çağırmayacaksın.
Zindanların yakın edecek bütün yaratılmışı...
Dağlar yoldaşın, taşlar arkadaşın, kuyular sırdaşın olacak.
Önce sıla yakacak içini...
Sonra adı hasret olan tüm özlemler gelecek peşinden...
Sabırla başlayacak dünya sürgünün.
Yusuf olmak zor çok zor.."Nurunda hoş, narında" diyeceksin.
Tüm ateşleri gül diye tutacaksın.
Kor önce avucunu, sonra yüreğini yakacak, susacak susacaksın
" Ah! demeyi bile çok göreceksin diline.
Şikâyet kapılara gelip gelip gidecek eski yerine..
Sevmenin ne zor olduğunu elbet anlayacaksın.
Yusuf olmak zor çok zor...
Köle olup önce pazarlarda satılacaksın...
Saraylara ayağında kelepçeyle gireceksin.
Toprak değecek tenine, rüzgâr savuracak tanelerini gözlerine
Kimse inanmazken sana, yitirmeyeceksin hiç ümidi.
Hamken yanacak, yandıkça pişeceksin,
“Elhamdülillah” kemerini kuşanacaksın,
Çileden geçmeden gidilmez hiçbir yere..
Çekecek çekecek hep pişeceksin...
İmtihanı öyle kolay olmayacak aşk yolunun
Her adımda bir kez daha bileneceksin.
Yusuf olmak zor çok zor...
Her yanışında anlayacak; Yusuf olmak zor diyeceksin.
Sonra aşkın ne zehir olduğunu tadacaksın,
Kılıçtan keskinliğini, nankörlüğünü, acizliğini
Yolun zindanlara düşecek, edep perdesinin ardında bekleyeceksin.
Beyaza değen siyah temizlenene kadar sürecek bekleyişin.
Öyle kolay olmayacak siyahtan arınmak,
Yani seneler sürecek bekleyişin.
Kapılara asılacak Yusuf gömleğin,
Bakıp bakıp, eğeceksin başını
Ama mahcubiyetten değil, yine edepten olacak sakınışın.
Ne zamanki sebepler kapısını kapatıp tümden,
Dönünce yüzünü Rahmana bir haber gelecek gaybtan:
Yusuf tertemizdir günahtan...
Sultanlığın yolu zindandan geçecek bileceksin...
Dedim ya; Yusuf olmak zor çok zor..
Yusufken sultan olmakta zor
Hele Yusuf’un Yakup’u olmak, işte o hepsinden zor
************************************************************
.....BİR YUSUF OLMAK....
"Sen kendini ben’imle örttün; beni kendinle gizledin.
bana hazineleri açman için ne yapabilirim?
……
hazinenin muhasibi, muhafızı olmak; bir Yusuf olmak, bir zamanlar herkesin suçlu bildiği bir mekanda; şimdilerde birilerinin umudu olmak. temize çıkmak, arınmak zahirde de /batındaki arınmışlığın aşikar olması/.
bir Yusuf olmak, acziyeti ferasetini açanların önünde berat etmek; sanık edildiğin anın ardında kalması. sanılanların yanlışlığının kitap’ta kanıtlanması…
bir Yusuf olmak!
Yusuf…
kaç kuyuda, ne kadar beklemeli ki, hangi karanlık aydınlıktan haber veriyor da bihaberiz karanlığın lisanından. acaba var mı bize de bir su kovası uzatan /suya gelen, suya-hayat’a-kavuşmamıza vesile mi/ ; kuyudan çıkışımız kimin vasıtasıyla ki? hangi züleyha imtihanda tercihi yar’dan yana yapmalı ki..züleyhaları kim, bizim dünyamızın? kuyular, züleyhalar çevremizde de biz mi Yusuf olamadık; yoksa kuyudayız da biz mi Yusufluğumuzun farkında değiliz; biz mi arınmaya, aydınlığa talip olmasını bilemiyoruz.. nefsimizin her ilhamında o’nun burhanı gelir de, biz mi tıkadık gönlümüzün kulaklarını! biz mi sağır olmaya talip olduk etrafımızdaki , hikmet çığlıklarına karşı! biz marifet mi bildik hakikate sağır olmayı ; bize kim öğretti bunları..yusuf’un hikayesini ilk ne zaman dinledik; biz de mi bir basit aşk hikayesi gibi dinledik…/ hikmetini düşünmeden/
kenan…
kaybolduk sende; ama ağlayanımız yok, bekleyenimiz, dua edenimiz yok!
kaybettik belki sendeki yusuf’u içimizde ; ama aradığımız yok!
ben’imizi satsak köle pazarında Yusuf kalır mı meydanda ; arınır mı Yusuf’umuz. / imtihanın ağırlığına rağmen/
Yusuf kalsa meydanda; elbet çıkarız kuyudan ; elbet aydınlanır bir gün zindan! elbet bir gün hazineye layık görülürüz ; aşk’a layık oluruz...
……..
hazineye talip olmak;
ne zormuş…ne de zor!
hazinenin büyüklüğü nispetinde bir bedel.,
bir beden, bir “ben”.
bir YÛSUF olmak...
çocuktum, sure-i yusuf’u ilk kelam’dan okumuştu babam bana oy Yusuf, düştüğün kuyuda kalmıştı yüreğim, sen orada yalnızsın diye. orası karanlık diye. -aydınlık mı olacaktım ki sana- yakub’un gözlerinin ağlamaktan kör olduğunu söylemişti de babam -yutkunarak -; kurt olmaya razı olmuştum, “ ben yemedim" demek için.gömlek olmayı diledim,”üzerimde yusuf’un mahsumiyeti var sadece”diyerek, üzerimdeki oyunlardan haber vermeyi diledim; bünyamin’e acıdım, bir can uzak kaldı can’dan diye…çocuktum, anlamamıştım hikmetini iffetin; anlamadan razı olmuştum yusuf’un kuyu arkadaşı olmaya; yüreğimi büyütüp onu içinde korumaya…
büyüdüm; yüreğimi küçük sevdalar ziyaret etti; anladım yusuf’un da, . züleyha’nın da imtihanının bize fıtratın lisanını anlattığını. büyüdüm, sevgimi paylaştığım şeyler küçüldü belki de; sevgiyi üzerinde yücelttiğim direkler değişti. Yusuf, kaygan bir zemine nasıl dikilir iffet ve vefa direkleri! yusuf, bize iffetten ihsana giden yolu anlat; öyle ki ikrama erelim, aklanalım hikayemizin sonunda! dillerde anılası bir ömrümüzün olması değil kaygımız, sıfatımıza rağmen zulmedenlerden olmaktır korkumuz. gönlüne zulmeden…Yusuf, o gün -fıtratına rağmen- afif olmayı tercih etmeseydin, dilerde bir “ahsen-ül kasas” olur muydun; anılır mıydın güzel’le birlikte..
bir Yusuf olmak; vefayı yaşamak her dem, her ikram edene karşı –dünyada iyilik gördüğün aziz’e dahi- şimdilerde bizim imtihanımızdır , bizi yar için sevene karşı vefalı olabilmek.
bir Yusuf olmak, hazinelerin anahtarını eline alsan da “hazine”nin emrinde kullanmak onu. bir mütevazi yolcu olmak arşa, ardından iffetinle anılmak….
...……………
Yusuf, sana hediyemdir ayinem;
güzeli yansıtabileceği kadar arındır onu…
………..
sür çıkar ağyarı gönülden, ta tecelli ede hak,
padişah konmaz saraya, hane mamur olmadan
bir YÛSUF olmak...
güzel’in kabı olalım diyedir,
yüreğimize birilerinin aşk’ı fısıldayışı...
yusuf,
kıssan bittiğinde sen başlamıştın; sen, varmıştın dilediğine; yüreğinin imar edildiği taşlar yerine oturmuştu, arası aşk harcıyla doldurulmuştu ; boş-luklar dolmuştu, hikmet yerini bulmuştu; can kavuşmuştu caânân’a. gözün öteleri görmüştü de, sözlerin isyan olmamıştı; halin sana yakışan olmuştu, bir sonsuz şükür! hikayen, bir teslimiyetin sembolü oldu kelâm’da, ibrahim’in ateşine teslim olan gülistan gibi anıldı yürek bahçen! imanına ateşin teslim olduğu ve aşkına, nefsinin, nefislerin teslim olduğu bir can, yusuf! …ve alemin aşklara şahit oluşu…
yusuf, ya biz iffetimizin bekçisi olalım derken, isyankâr sözlerle aşamazsak adı –sevda- olan her imtihanı…sükutumuz, kazananlardan eyler mi ki bizi. konuşmalı mı yoksa. /ne zaman konuşmalı?/ aklın diliyle mi konuşmalı, yüreğinkiyle mi? aklın ermediği bir halden söz edebilir mi ki akıl? söz ederse lehine mi konuşur; yoksa aklın sözleri sanık mı eyler gönlümüzü? bilmemek; anlayamamaktandır…
kelimelerim, sorumluluk üslenmekten kaçıyor, söze gelmiyor; kaçışıyorlar dilimin kıyısından. tıpkı insanlar gibi; kaçışıyorlar bedel ödemekten…
yusuf, boynunu büküp durmasana öyle derûnumda; ellerini aç artık. sükutunun lisanını, hikmetin rotasına çevir!
………..
söz bitti!
ama eksik kaldı aşk yanı,
söze edeb yakışır artık;
aşkın ağırlığını ancak böyle anlatır!
nokta!
……
bir YÛSUF olmak...
yusuf olmaya talip oluruz ;
ama kuyularımızı kendimiz kazarız derunumuza…
inen kovaların aydınlığa vesile olduğunu düşünmeyiz,
yakub'un sesini duyarız sessizlikte de ,
sesin sözüne kulak asmayız.
korkarız yüreğimizin sesinden, kulaklarımızı tıkarız ,
/içimizde yankılanan sesin müjdesini duyamayız/
sonra da karanlıktan şikayet ederiz….
kara kara düşünürüz,
gün ağarırken, biz kuyumuzda güneş’ten bihaber ağlarız,
ağlarız…..
bu hikaye, ancak kendi içindeki yusufun kapasitesini kuyular kazarak karanlıklara esir etmeyenlerin beraatine vesile olacaktır; umudu, duayı kurtuluşa vesile bilmeyenlere kâr etmez!
koyulaşmasın karanlık ve sözüm dokunmasın siteme;
kârda değilim , dokunma yarama,
kâra geçemeyeceğim her şeyi ona zindan ettiğim sürece.
zararımı toplayıp çıkaracağım belki, hesaplar yapacağım yokluk aleminde, yoklarla ;ama kazanan olamayacağım, yok-luklara gönül verdikçe,
hazineye ermedikçe yapılan hesaplar yokluğa çıkacak, ellerim sevdasız, sermayesiz kalacak!
…ve o zaman, ebed bir kuyu olacak!
nokta!
bir YÛSUF olmak...
....artık inşirah isteriz;
uzaklardan o'nu hatırlatan kokunun büründüğü gömleğin gelmesini bekleriz; yensiz olan gelmezden evvel...
yine aşk’ın sırrı düştü gönlüme/
bir yürek, yusuf’u kendi bildi,
bir yüreği kendine yakın bildi, onu kendine benzetti
onun sızını kendi(n) de hissetti; karanlığını gecesi, huzurunu göz aydınlığı bildi. bir yerler vardı esaretin bittiği, bir yerler…hürriyete ereni, kenan’da özleyen, mısır’da seven vardı; asırlar sonrasında onu içindeki nil’le besleyenler olacaktı.
…….
yusuf…içimdeki sahile dalgalarla gelen inci. elimden kaçacak bir kuş gibi gözümü ayırmam senden. semada yankılanan her selâdan sonra korkuyla sol tarafımı yoklarım ve “…sen yusuf musun?”* diye sual eylerim. mahsun ve sessizce bakar bana;
“yusuf isen sus; sabret! fecra az kaldı. yakub niyaz eder vuslatınız için…
yusuf değilsen de, sen zaten yoksun! bu ses sana ait değil….”
……
/ve…
yürekler, ancak kendilerini yusuf bilince kuyusundan çıkmayı diledi;
hükümdar oldu bedene, mısır’a/
SABIR, İMAN, TEBESSÜM VE TEFEKKÜR İLE...
SELAM MUHABBET VE DUA İLE...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Mc-Adil-&-Ali-Ka---Dayanilmiyor
24/12/2009
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
mc-adil--ali-ka--gel-artik-barisalim
24/12/2009
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Mc Adil-Ali Ka Aşk bir ölümmüşşşş
24/12/2009
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
SORDUM...
24/12/2009
Kırçiçeğine sordum AYRILIK nedir
Dediki filizlenen umutlarımın kırılışıdır
Uçan kuşa sordum AYRILIK nedir
Dediki esen yelle anlaştılar
Yıldızlara sordum AYRILIK nedir
Dediler güneşin ayla arasının açılışıdır
Sordum yanan ateşe AYRILIK nedir
Dediki duman olup meçhule gidişimdir
Sazımın teline sordum AYRILIK nedir
Dediki aşıkların bağrından kopan yanık sesdir
Gecelerime sordum AYRILIK nedir
Dediler benliğimi gündüze terkedişimdir
Göz pınarlarıma sordum AYRILIK nedir
Dediler yanaklarımızdan süzülen damlaçıklardır
Toprağa sordum AYRILIK nedir
Dediki nicelerini tatdım
Hasrete sordum AYRILIK nedir
DEDİKİ SORDUĞUN BENİM..........................?
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Garip
24/12/2009
Garip, dostu olmayan kimsedir.
Gazap ve öfkeden kaçınınız. Çünkü onun başlangıcı delilik ve sonu ise pişmanlıktır.
Gece ile gündüz seni işlerler. Onları sen işle. Onlar her gün senden bir şey koparıyor, sen de onlardan bir şey koparmaya bak.
Geçimini mertçe kazanmaya çalış. Nefsini alçaklıktan koru ki, fakir olsan bile şerefli kalasın.
Gençlik günlerini düşünmek, hasrettir.
Gerçek bilgin, bildiklerinin bilmedikleri yanında daha az olduğunu anlayandır.
Gerçek dost, sıkıntı zamanında imdada yetişendir.
Gerçek dostlar çok vücutlu, tek kalpli varlıklardır.
Gerçek karşısında öfkelenmek ayıptır.
Gerçekle savaşan, elbette alt olur gider.
Gerçekleri söylemekten korkmayınız.
Gereksiz şeylerin peşinden koşan gerekli şeyleri kaçırır.
Gözleri kör olan birisine doğanın ne kadar güzel olduğunu anlatamazsınız.
Güleryüz göstermek, cömertlik yerine geçer.
Güleryüz, dostluk yaratır.
Günah işlememek, tövbe etmekten daha iyidir.
Günaha alt olarak üstünlük bulan, üstünlük elde etmemiştir, şerle üst olan alt olmuştur.
Günahın en kötüsü, hafife alınan günahtır.
Güzel bir siyaset, iktidarı sürekli kılar.
Güzel huy, bir ganimettir.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
HASRET
23/5/2009
Bazen yasanmis guzel hatiralara'dir hasret,
Bazen yasanilmak istenen guzelliklere'dir hasret,
Bazen sevgilerin en sicagi bir anneye'dir hasret,
Bazen kücük yasta kaybedilen bir yavruya'dir hasret,
Bazen topragiyla havasiyla bir vatana'dir hasret,
Bazen bu vatanlarda duyulacak ezanlaradir hasret,
Bazen camileri dolduracak cematlere'dir hasret,
Bazen cematleri costuracak önderlere'dir hasret,
Bazen yalansiz riyasiz bir sevgiye'dir hasret,
Bazen Allah icin olan bir kardesliğe'dir hasret,
Bazen hakkiyla kılınan bir namaza'dır hasret,
Bazen gözyaslariyla yikanmis bir duaya'dir hasret,
Bazen Allah yolunda gecen bir hayata'dir hasret,
Bazen sonlarin en güzel Cennete'dir hasret,
DAIMA PEYGAMBERIN ŞEFAATİNE'DİR HASRET,
DAIMA RABBİMİZİN CEMALİNE'DIR HASRET.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Ebû Hüreyre ile Şeytan
22/5/2009
Ebû Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem beni Ramazanda toplanan fitreleri korumakla görevlendirmişti. Bir adam geldi, yiyecekleri avuçlamaya başladı. Adamı tuttum ve:
"Vallahi seni Peygamber Efendimizin huzuruna götüreceğim" dedim. Adam:
"Ben çok fakir biriyim; çoluk çocuğum da var" deyince onu bıraktım. Sabahleyin Allah'ın Elçisi:
"Ebû Hureyre! Dün gece tutsağın ne yaptı?" diye sordu. Ben de:
"Yâ Resûlallah! İhtiyaç içinde bulunduğunu, çoluk çocuğu olduğunu söyleyince hâline acıdım ve onu serbest bıraktım" dedim. Peygamber Efendimiz:
"O sana yalan söyledi, tekrar gelecek" buyurdu. Efendimizin bu sözü üzerine onu gözetlemeye koyuldum.
Adam geldi ve yine yiyecekleri avuçlamaya başladı. Ona:
"Seni Allah'ın Elçisinin huzuruna çıkaracağım" dedim. Adam:
"Ne olur beni bırak, gerçekten yoksul biriyim. Çoluk çocuğum da var. Beni bırakırsan bir daha gelmem" dedi. Ben de hâline acıdım ve onu salıverdim.
Sabah olunca yine Allah'ın Elçisi:
"Ebû Hureyre! Dün gece tutsağın ne yaptı?" diye sordu. Ben:
"Ey Allah'ın Elçisi! Bana yine ihtiyaç içinde bulunduğunu, çocukları olduğunu söyledi, ben de acıdım ve onu bıraktım" dedim. Peygamberimiz:
"O kesinlikle sana yalan söyledi, ama tekrar gelecek" buyurdu. Ben de yine gelmesini bekledim. Gerçekten de geldi ve yine yiyecekleri avuçlamaya başladı. Onu tekrar yakaladım ve:
"Seni mutlaka Peygamber Efendimizin huzuruna çıkaracağım; artık bu üçüncü ve son gelişindir. Bir daha gelmeyeceğim diye söz veriyorsun, sözünü tutmuyorsun" dedim. Bu defa bana:
"Beni bırakırsan, sana çok faydalı bazı sözler öğretirim" dedi.
"Neymiş o sözler bakalım?" dedim. Şunları söyledi:
"Yatağına girdiğinde Âyetü'l-Kürsî'yi oku. O zaman Allah senin yanına devamlı bir koruyucu verir; sabaha kadar da şeytan sana yaklaşamaz" dedi. Bunun üzerine ben onu salıverdim. Sabah olunca yine Peygamber Efendimiz:
"Tutsağın dün gece ne yaptı?" diye sordu. Ben de:
"Ey Allah'ın Elçisi!" dedim. "O adam bana fayda verecek bazı sözler öğreteceğini söyleyince onu serbest bıraktım" dedim. Peygamber Efendimiz:
"Neymiş o sözler?" diye sordu. Ben de:
"Yatağına girince 'Allahu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyu'l-kayyûm'u başından sonuna kadar oku; o zaman Allah senin yanına devamlı bir koruyucu verir; sabaha kadar da şeytan sana yaklaşamaz" dediğini söyledim.
"Bak hele!" buyurdu Peygamber Efendimiz. "Kendisi yalancı olduğu hâlde bu sefer sana doğru söylemiş. Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun, Ebû Hureyre?"
"Hayır, bilmiyorum" dedim. Allah'ın Elçisi:
"O şeytandı" buyurdu.
Kaynak:Buhari,Vekalet 10,Bed'ül-halk 11,Fezailü'l-Kur'an 10;timizi,Fezailü'lKur!an 3;Ahmed b. Hanbel,Müsned, v, 423.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı